Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkenti olmakla birlikte, ülkenin dikkat çeken gezi merkezlerinden olan Lefkoşa kesintisiz olarak 4500 yıllık bir tarihe sahip olması ile büyülüyor. Şehrin süsü özelliği taşıyan surları ise sanki bu manzaranın olmazsa olmazı gibidir. Dairesel planlı olan surlar, kalp şekilli 11 burcu ve Girne kapısı, Baf kapısı ve Mağusa kapısı olmak üzere üç adet kapıya sahiptir. Lefkoşa 1570 yılı itibariyle Venediklilerden Osmanlı Hâkimiyetine geçmiştir ve dolayısıyla şehirde hem Venedikli hem de Osmanlı izleri halen okunabilmektedir.

Bugün ise Lefkoşa, dünyaca ünlü olmasını sağlayan önemli bir özelliğe sahiptir. Dünya üzerindeki, ikiye bölünmüş tek başkenttir. Yeşil Hat ile ikiye bölünen Lefkoşa, kuzey tarafı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne başkentlik yaparken, güney kısmı ile de Kıbrıs Rum Kesimi’nin başkentidir. Bu durum şehirde kültürel anlamda da değişik bir atmosfer yaratmaktadır. Bunu geziniz sırasında da hissedeceksiniz. Üstelik adanın en kalabalık şehri olması sebebi ile de Kıbrıs tatiline gelenler için uğramadan dönülmeyecek bir kent olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca süreniz kısıtlı olduğunda ise örneğin bir hafta sonunuz varsa, Lefkoşa sizin için ideal bir gezi seçeneği olabilir. Kısıtlı sürede dahi şehir hakkında çokça bilgi edinebilir ve görülmeye değer yerlerini ziyaret edebilirsiniz. Hafta sonu için planladığınız küçük Lefkoşa kaçamağı için size küçük birkaç ipucu ile görmeniz gereken yerleri anlatalım. Böylece gezinizde zamanınızı daha verimli olarak kullanabilirsiniz.

Büyük Han ile başlayın!

Hafta sonu bir şehir için size kısıtlı gibi gelebilir. Ancak Lefkoşa’da görmeniz gereken her yer şehir merkezinde toplanmış olduğundan, kısa fakat kapsamlı bir gezi gerçekleştirmeniz mümkün. Tek kilit nokta var o da zamanınızı kontrollü olarak yönetmek. Bu bağlamda ilk olarak Büyük Han’ı alabilirsiniz rotanıza. 1572 tarihli yapı, Osmanlı valisi tarafından inşa ettirilmiştir. Hanın ilk katında yemek yiyebileceğiniz pek çok seçenek bulunduğundan kahvaltınızı burada yapabilirsiniz. Hiç olmadı bir çay içip hanın atmosferini inceleyebilirsiniz. Üst katta ise birbirinden göz alıcı el sanatları ürünleri sizi bekliyor. Burada alışveriş yapmak son derece keyifli olacaktır. Büyük Han’daki zamanınızın büyük bir kısmını alışverişe ayırmanızı öneririz. Çünkü burada göreceklerin hem kendiniz, hem eviniz hem de sevdikleriniz için harika olabilir. Her bir dükkânda uzunca zaman harcayabilirsiniz.

Han’dan çık yan tarafta Selimiye…

Büyük Han’dan çıktıktan sonra, Osmanlılar ile birlikte cami haline gelmiş olan St. Sophia Katedrali ile karşılaşacaksınız. Selimiye Camii olarak anılan yapı, kentin önemli bir ibadet merkezi olmakla birlikte gotik mimari detayları ile de oldukça ilgi çekicidir. Selimiye Camii, fotoğraf çekmekten hoşlananlar için harika kareler sunabiliyor. Bu sebeple de fotoğraf çekimi için zaman ayırmanız gereken bir duraktır. Ne şanslısınız ki sıradaki durak da yine çok yakınınızda.

St. Nicholas Kilisesi tam karşıda.

St. Nicholas Kilisesi, eski bir Bizans kilisesidir. Selimiye Camii ile karşılıklı konumları, turistler için büyük bir kolaylık sağlıyor. Şehrin en eski ve kıymetli yapıları arasında rahatlıkla zaman kaybetmeden dolaşabiliyorsunuz. St. Nicholas Kilisesi, Bizans kalesi olmanın yanında bir dönem Ortodoks merkezi olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise Bedesten olma işlevine sahip olmuştur. Son zamanlarda ise AB fonu ile birlikte restore edilerek, ziyarete açılmış ve bedesten özelliğinden uzaklaşmıştır. Bu anlamda kilise özelliğinin her bir detay ile daha çok hissedildiğini görmekteyiz.

Hala yorulmadıysanız Derviş Paşa Konağı var sırada.

Şuana kadar gezmiş olduğunuz yapılara yakınlığı ile aynı günün programına dâhil edebileceğiniz bir noktadır bu konak. Derviş Paşa Konağı ve Etnografya Müzesi, St. Nicholas Kilisesi’ne sadece yürüme mesafesinde olan bir duraktır. Kentin önemli bir müzesi olan yapı, görülmeye değer niteliğe sahiptir. Ancak hafta sonu gezinizden müzeyi görmeniz mümkün olmayacaktır. Derviş Paşa Konağı ve Etnografya Müzesi, Cumartesi ve Pazar günleri açık olmaması sebebi ile ziyaret edilememektedir. Bu sebeple hafta sonu kaçamağınız olan Lefkoşa gezinizde Derviş Paşa Konağı’nı başka bir geziye ertelemeniz gerekecektir.

Atatürk Meydanı’na dönüyoruz…

Şuana kadar gezerek geldiğiniz yapıları geri istikamette bırakarak, Atatürk Meydanı yönüne giderseniz ise Venedikliler tarafından inşa edildiği bilinen ve 1550 yılına tarihlenen Venedik Sütunu’nu görebilirsiniz. Mimari ve sanatsal açından anlam ifade eden sütun, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sarayönü Camisi’nin avlusuna taşınmış olsa da, belli bir süre sonra 1915 yılında bölgede etkin olan İngilizler tarafından Sarayönü Camisi’nden alınarak, eski yeri olan ve bu günkü konumu olan meydana getirilmiştir. Bugün şehrin en merkezi yeri olarak ifade edilen bu meydanda görmeniz gerekenler bu kadarla sınırlı değil. Ancak dilerseniz, mola verip, adaya has lezzetleri deneyebilirsiniz. Bir soluklanmanın ardından ise Lefkoşa gezinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Atatürk Meydanı çevresinde görecekleriniz henüz bitmiş değil.

Sırada Girne Kapısı var.

Lefkoşa görkemli surlar ile çevrili olan bir şehir ve tarihte bu şehre giriş için kullanılan üç farklı kapı mevcutmuş. Bugün ancak turistlerin ziyaret ettiği kalıntılar haline gelmiş olsalar da, geçmişte işlevsel olarak kullanılıp, şehrin giriş ve çıkışlarını kontrol etmektelermiş. Atatürk Meydanı yakınında, Venedik Sütununun hemen karşı tarafında yer alan Girne Kapısı da bunlardan biridir. Yapının 1567 yılında inşa edilmiş olduğu var olan bilgilerden biridir. Venediklilerin yapmış olduğu kapı, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği sırasında ortaya çıkan Rum isyanında da aktif olarak kullanılmıştır. Rum isyanında gözlem kulesi işlevi taşımış olan tarihi kapı binası, sonraları kent yaşamına uyum sağlaması için biraz tahrip edilmiş. İki katlı gezi otobüsleri gibi araçların geçememesi sebebi ile kapının etrafındaki surlar yıkılmış ve bugün kapı adına küçük tarihi bir yapı kalmış geriye. Girne kapısını da gördükten sonra, yemeğin de üzerinden biraz zaman geçtiğine göre kahve içmenin tam zamanı.

Dünyada tek ola Yeşil Hat…

Lefkoşa’nın iki ülkeye de başkentlik yapan, dolayısıyla ikiye bölünmüş olan bir kent olması sebebi dünya genelinde tek olduğundan bahsetmiştik. Böylesine ilgi çekici bir kentte olarak, kenti ikiye ayıran Yeşil Hat’ı görmek istersiniz diye düşünüyoruz. Bunun için çarşı yönüne gitmeniz gerekiyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayanların Rum Kesimi’ne geçme hakkı bulunsa da, Türkiye’den gidenlerin böyle bir hakkı bulunmadığı için Rum Kesimi’ne geçilemiyor. Yeşil Hattı da gördüyseniz şimdi kendinizi rahatça alışverişin ellerine bırakabilirsiniz.

Lefkoşa çarşısında dolaşıp, ilginizi çekecek çeşitli ürünleri rahat rahat inceleyebilir, hem kendiniz için bir şeyler satın alabilirsiniz, hem de sevdiklerinize küçük birer hediye alabilirsiniz. Lefkoşa’da küçük bir tatil için böyle bir iki gün yeterli olacaktır. İsterseniz, bu şekilde hızlandırılmış bir program ile isterseniz de özellikle tarihi yapı gezisini biraz zamana yayarak gezinizi sonlandırabilirsiniz. Ancak Lefkoşa’nın tarihi yapılar anlamındaki derli toplu hali, sizi hafta sonu planlarınızda buraya yönlendirecek. Kısa zamanda çok yer görüp çok gezmek için Lefkoşa’yı seçebilirsiniz. Adanın her köşe unutulmaz anılar ile saklı olsa da, zamanınız kısıtlı olduğunda sadece Lefkoşa gibi bir kenti tercih etmekle yetinmelisiniz. Daha uzun bir tatil için ise sahil kentleri ideal olacaktır.